Social Icons

22 Eylül 2014 Pazartesi

Emekli olana kadar mutlaka karşınıza çıkacak 10 menicır tipi

Bu yazıda geçen karakterler gerçekle hiç bir ilgisi olmayıp tamamen hayal ürünüdür. Ya da değildir. Kurcalamayın orasını..


·         Ben olmasam şirket batar diyen menicır: Egosu tavan yapmış yönetici modelidir ve çalışılması oldukça zordur. Utanmasa döviz kuruna bile kendisinin ayar verdiğini; hatta pazardaki tüketimi arttırdığını bile iddia edebilir. Şirketlerin  onlar sayesinden krizleri atlattığına inanırlar. Böyle bir yöneticiniz varken sakın terfi falan etmeyin; çünkü hayat boyu’’ benim sayende terfi ettin’’ diye bıkbıklayan bir insanla uğraşırsınız. Bu model yöneticilerin hangi pozisyonda ; ne sorumlulukta olduğu önemli değildir. Örneğin finans departmanında çalışıyorken;bütçesini onayladığı bir reklam filmini ben çektim diyebilir. Şener Şen’in Badi Ekrem tiplemesini andırırlar. Genel müdürle asansördeki 8 saniyelik selamlaşmalarını; ‘’yine bir gün genel müdüre akıl veriyorum’’ diye başlayan cümlelerle gayet ciddi anlatabilirler.





·         %100 iletken menicır: Bu modeller, yaptıkları işte mantık aramaz ve sorgulamaz. Herhangi bir stratej geliştiremez, organizasyona yeni hiçbir şey katamaz. Sadece kendi üstlerinden gelen tüm fikir ve kararları sorgusuz sualsiz kabul eder ve olduğu gibi altında çalışanlara delege edeler . Kevgir gibi geniş delikli; %100 iletken yönetici tipleridir. Bu tür bir yöneticiyle çalışmak askerlik yapmaya benzer. Tıpkı askerlikteki gibi, sizin yaptığınız işte de mantık olmaz. Bugün böyle yaptığınız bir şeyi, ertesi gün tam tersi şekilde yapmanız istenebilir.



   Dünyayı kurtardığına 100% emin olan menicır: Yaptığı işi fazlaca ciddiye alan tiplerdir. İş dışında hiç bir şey konuşamaz, paylaşamazsınız. Panik ve heyecanlıdırlar. Genelde kafaları pek basmaz. Yönettikleri projede 3 günlük bir gecikme için  Birleşmiş Milletler’den yardım isteyebilirler. İşleri dışında, geri kalan her şeye karşı duyarsızdırlar. Hükumet devrilsin, yeni tapeler patlasın hatta uzaylılar dünyayı işgal etsin; bu tip yöneticiler o sırada gelip size toplantı notlarını yolladın mı diye sorabilir. Çünkü milyonlarca insanın hayatta kalması ve küresel ısınmanın sona ermesi o toplantı notlarının yollanmasına bağlıdır..



·         Boşver işi, önce gel bi içelim diyen menicır:  Şiddetli bir kariyer hırsınız yoksa ve böyle bir yöneticiye rasgeldiyseniz hiç bırakmayın. Daha düşük maaş alacağınızı bile bilseniz; bu menicır hangi göreve, hangi şirkete geçerse siz de peşinden gidin. Çalışması tatlı, rahat insanlardır. Kariyer yapmayı, para kazanmak ve güzel bir hayat geçirmek için araç olarak görürler. Bu tip menicırlar, çok fazla çalışmamalarına rağmen, çevreleri tarafından çok sevildiği için kariyer basamaklarında yükselmeye devam ederler. Altında çalışanlarla gönül bağı kurarlar. Dertlerini tasalarını dinlerler. O yüzden altındaki çalışanlar; bir yerden sonra şirket ve kariyer için değil; bizzat bu yönetici için çalışmaya başlarlar.



·         Sizi paspas olarak kullanan menicır: Bunlar şirketlerdeki eski model yönetici tipleridir. Sadece iş yapmanızı değil, kişisel hizmet de beklerler. Bu tür bir yöneticiyle çalışıyorsanız getir-götür işleri, çay- kahve söyleme, asansörü çağırma, arabayı kullanma, atıştırmalık bir şeyler bulma gibi ek görevleriniz de olur. Hulusi Kentmen gibi iyi niyetlisine denk gelirseniz ne ala.. Yoksa ‘’bu kadar okulu bunun için mi okuduk’’ diyerek isyan bayrağını açabilirsiniz.




·         Yorum yumağı ;  eleştiri manyağı menicır:  Madem müdür oldum; neden eleştirmiyorum diyen ne oldum delisi yönetici modelidir. Gelen her işe, her sunuma , her projeye mutlaka ama mutlaka bir eleştiride bulunmak zorunda hisseder kendini. Eğer eleştirilecek  bir şey bulamazsa, kendi yöneticilik yeteneğini sorgularlar. Çünkü ona göre yöneticilik bu demektir. Motivasyonunuzla asla ilgilenmezler. Güzel bir şey söylemekten itinayla kaçınırlar. Teşekkür etmek, takdir göstermek onlar için zayıflıktır, gereksiz yüz göz olmaktır..



·        Aslında çok daha iyi yerlerde olmayı hakkettiğini  düşünen menicır: Süper kompleksli ve ağlak tiplerdir. Kendi devrelerinden birileri, daha hızlı yükselmiştir ve bunu kaldıramazlar. Bu yüzden çalıştıkları yerden , yapılan işten ve sizden nefret ederler. Onları ne şirketler istemiştir de ; gitmemişlerdir. Kariyer lobisi, paralel yapı falan önünü kesmese,şu an  genel müdür koltuğunda onun oturması gerekir. Bu tip yöneticilerle çalışırken pozitif kalabilmek hemen hemen imkansızdır.



·         Her boka toplantı yapan menicır:  Bu modeller kendi başlarına inisiyatif alamayan, eğer hatalı bir karar alınacaksa bunun sorumluluğunu daha fazla insanla paylaşmak için sürekli toplantı yapmak isteyen karakterlerdir. Ya da belki sadece canları sıkılıyordur,lak lak yapmak istiyorlardır emin değilim. Ama ömür törpüsü yönetici tipidir. Yazıcıdaki kağıt bitse; git yeni kağıt koy diyemez; bununla ilgili bir toplantı yapıp ne yapacağımıza karar verelim der. Tahmin edileceği üzere genelde çok ama boş konuşurlar. Tek cümleyle özetlenecek bir meseleyi  8 paragrafta anlatırlar. Üniversitelerin sözel ya da eşit ağırlık bölümlerden mezun olma ihtimalleri yüksektir. Mühendislerden bu model yöneticiler çıkmaz. Bu tip bir yöneticiniz varsa sonuçsuz çıkılan onlarca toplantı yaparsınız.





·         Suya sabuna dokunmayan menicır: Sağlam iş çakan yönetici tipidir. Uzmanlık alanları ‘’forward’’a tıklamaktır. Delegasyonda sınır tanımazlar. Gelen mailleri size forwardlarken ‘’yapalım pls’’;  ‘’bakalım pls’’ gibi sempatik cümlecikleri koyarlar.




·         Gözünün çapağı yenecek delikanlı menicır: Her şirkette maksimum 1-2 tane vardır. Herkesin bir ömür çalışmak isteyeceği yönetici tipidir. Altında çalışanların hatalarını örter, başarılarını alkışlatır. Takım ruhu her şeyin önündedir. Bu tür yöneticilerin ekibi genelde başarılı olur, çünkü arkalarını kollamaya ihtiyaç duymadan tüm eforlarını ve odaklarını işe verirler. 






21 Temmuz 2014 Pazartesi

Yaz Sıcağından Kaçanlar için Alternatif bir Gezi Rotası: Doğu Karadeniz

Emir N. ŞEREMET'in kaleminden..


İnsan müdürüyle tatile çıkar mı demeyin. Sırf müdürünün  gönlünü hoş etmek için, tatilini heba etmiş yalakalardan sanmayın beni. Şanslıyız ki yeni jenerasyon yöneticilerle çalışıyoruz. Öyle otoriter, kel, göbekli bir müdürüm olsa; ben de katlanmazdım kıvrım kıvrım uzayan Karadeniz yollarına..





Hafta içi pazartesi-salı yoğun çalıştıktan sonra çarşamba günü Kayseri'den Sivas'taki müşteriye toplantıya gittik,oranın çıkışında araba ile topuk Karadeniz :)

Güzergah olarak müşterim 'Emir sen Tokat üstünden Samsun'a gidip oradan otobandan git arka yoldan Allah muhafaza sen düzgün temiz çocuksun yol çok bozuk başına bir iş gelmesin' dese de ben kısa yolu tercih ettim ve akşam 5 te yollara düştük.

İlk istikamet Zigana Geçidi..Yol boyunca içimize doğmuş olacak ki yol arkadaşım ve müdürüm Zafko'yla görev değişikliği dahil iş konuştuk ve yolculuğun kalanında konuşmamak üzere sözleştik. Otele gecenin bir yarısı vardık. Karanlıktan pek etrafa bakamadan yattık.






 Süper bir kahvaltının ardından ilk durak Maçka üstünden Sümela Manastırı idi. Yamaçtan gördüğümüz an büyülendik  zaten ,bu topraklardaki en etkileyici yapıtlardan biri benim için.Yol boyunca fark ettim,ben hayatımdan yeşili bu kadar sık ve çeşitli görmemiştim.






Yılda bir defa 15 Ağustos'ta Meryem Ana'nın isim gününde ayin yapılmasına izin verilen yapıya belli bir yere kadar arabayla gidip sonra dar bir patikadan yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Deniz seviyesinden 1150 metre yüksekte bulunan yapıyı müzekart ile gezmenizi öneririm. İçindeki kilisenin MS 365 yılında yapıldığı sanılmakta, manastırın inşası ise 1400'lü yıllara uzanıyor.







Karadeniz'in benim için başka bir anlamı da köklerimin bu topraklara uzanmasıydı. Hiç tanıdığım akrabamız olmamasına rağmen yol üstünde gördüğümüz soyadımı taşıyan çay bahçesi bir an beni umutlandırdı:)



Buradan sonraki istikamet OF - Rize - Fırtına Vadisi - Ayder Yaylası idi.



Karadeniz otobanı gerçekten başarılı bir yatırım;  yolda giderken onu anladım.Fırtına vadisi için denizden uzaklaşırken tekrar doğa başka bir yeşil olmaya başladı ve acıkan karnımızı kiremitte alabalık ile doyurduk.





Karınlar doyduktan sonra Ayder Yaylasına tırmandık ve kendimizi kaplıcaya attık. Karadeniz'in serinliğinden hiç nasibini almamış sıcak havuzda;  30 dakikadan fazla kalamadık.

Ertesi sabah yaylalara araçla ile çıkamayacağımızı başta kabullenmeyerek  tüm şartları zorladık. Araçtan vazgeçip tabana kuvvet yürümeye başladığımızda ise fotoğraf çekmekten yol kat edemedik ve  kendimizi Çamlıhemşin'de Sini Yöresel Yemek&Kahvaltı'da bulduk.

Tatilin en iyi yemeğini orada yedik:sebzeli mısır ekmeği-elmalı baklava-yalancı mantı-biber dolması-mıhlama-çay inanılmazdı;konuksever Anadolu insanını da en iyi şekilde temsil eden sahibesini de unutmamak gerekir.









İkinci akşamı da Ayder Yaylası'nda geçirdikten sonra Batum'a doğru yollara düştük.

Nüfus cüzdanı ile ilk defa yurt dışına çıkma keyfini burada yaşadık ve arabayı parka park ettikten sonra yürüyerek ülke değiştirdik.




Ve gümrük işlemleri sırasında karşılaştığımız yazı:)

Sınırı geçtikten sonra orada tanıştığımız 2 kişi ile Batum'a taksi tuttuk ve otele yerleştik. Şehir yeni yatırımlarla birlikte kimlik değiştirmeye çalışıyor: yüksek gökdelenlerle getto tarzı binaların sentezi. 

Foursquare 'de üst sıralarda yer alan Shemoikhede Genatsvale restoranında yemeğimizi yedik.




 Şehir turundan sonra akşamki duraklar:  kumarhaneler ve Batum'un isim yapmış gece kulüpleriydi. 

Pazar günü Batum'dan geri dönüp sınırı geçtik ve Hopa'da keyifli bir tavla attık.
Ben yine Zafko'ya 5-0 yenildim (aslında yenerdim ama adam müdürüm sonuçta:)) 



Pazar akşam son durağımız Uzungöl'e giderken;  yol boyunca yine Çay kokuları eşlik ediyordu. Çaykur fabrikayı arayıp dolaşmak istediğimizi söyledik. Hiç umudumuz yoktu ama çevremizdeki yerli halkın sıcaklığı cesaret verdi.Ve talebimiz kabul edildi. Kendimizi bir anda Çaykur fabrikasında bulduk ve çayın nasıl yapıldığını izledik.  Bu da tatilin bir diğer unutulmaz anılarından biriydi.









Fabrika gezisinden sonra yine yollara düştük bu seferki durak  Uzungöl'dü. 

Ertesi sabah Ayder yaylasını bisiklet ile dolaştık. Turistik olmasına rağmen , güzelliğini ve özgünlüğünü koruyabilmiş bir yer olduğu konusunda mutabık kaldık.




Karadeniz turunun tadı damağımızda kaldı. Bir sonraki hedef: 4x4 bir arazi aracıyla yaylalara çıkmak ve bol oksijen depolamak.