Social Icons

9 Ekim 2013 Çarşamba

Bir ODTÜ'lünün Vicdan Muhabesi


16.09.2013 radikalblog
http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/bir-odtulunun-vicdan-muhasebesi-33387

ODTÜ, öğrencilerine pek çok üniversitede yaşama fırsatınızın olamayacağı bir özgürlük alanı sağlar. Bunda tarihindeki devrim mücadelelerin yanı sıra Ankara gibi gri  bir şehrin içinde her daim renkli kalan tek yer olması da etkilidir.
Üniversiteye girdiğim günden itibaren; her ay başka bir eyleme şahit olduk.Bizim gibi  gündem zengini bir ülkede eylem yapmak için bolca gerekçe oluyor zaten.  Teskere yasası, kamu mallarının özelleşmesi gibi siyasi gerekçelerden; yemekhanedeki fiyat artışına kadar insanların mağduriyetine neden olan her konuda ODTÜ'lüler hep duyarlıydı; protestolarda  hep başı çekti. Mezun olalı 7 sene oldu; hala hayatımda sahip olduğum en gurur verici etiketin ODTÜ lü olmak olduğunu söyleyebilirim.



Ancak türban  konusunda ODTÜ’lülerin nezdinde özgürlük ve demokrasi aktivistlerinin eylemsizliğini sorgulayıp duruyorum.  AKP’nin; türbanlı arkadaşların nazarında özgürlüklerini lütfeden bir kahraman olarak algılanması özellikle bir kadın olarak daha fazla gururuma dokunuyor. Keşke diyorum her seferinde; şahit olduğum ya da katıldığım eylemlerden biri de türbanın serbest bırakılması için olsaydı; öğrencilik yıllarımda; perukla ya da şapkayla kampüse girmek zorunda kalan arkadaşlarımın özgürlük açlığına daha fazla empatiyle bakabilseydim ve onlarla beraber sokaklara dökülseydim. Son 3 aydır içki yasağı, gezi parkı, polisin orantısız müdahalesi, biber gazı, satılan kamu malları ve tüm demokratik haklarımız için yaptığımız eylemleri; keşke vaktiyle türban için de yapsaydık. Türbanın serbest bırakılması; 6 tane gencin ölümünden mes'ul bir hükumetin sandığa her gidişinde kullandığı bir zafer nişanı değil; kişisel özgürlükler için mücadele eden eylemcilerin söke söke elde ettiği bir hak olsaydı keşke.  
Hafızamdan silinmeyen başka bir hatıra ise ODTÜ’de kutlu doğum haftasında yaşanan talihsiz bir olaydır. Kutlu doğum haftası sebebiyle; bir grup öğrenci ODTÜ kütüphanesinin arkasındaki mescidin önünde, gelip geçen herkese gül dağıtıyordu. Bunun irticai bir faaliyet olduğuna karar veren bir grup karşıt görüşlü arkadaş gül dağıtan gruba müdahale etti ve gül dağıtmalarını engelledi. O zaman buna karşı hepimiz tepkisiz kalmıştık çünkü din ve dine dair herhangi bir sembolden öcü gibi korkuyorduk. O gün, mescidin önünde inandıkları dini liderin doğumunu kutlamak için naif şekilde gül dağıtan öğrencileri sabote etmek ya da türbanının üstüne taktığı perukla kampüse girenlere duyarsız kalmak; bugün AKP’nin gerine gerine söylediği %50’nin içine benim yan yana okuduğum sıra arkadaşlarımı da dahil etti. Ve ben onları; kendi kişisel özgürlüklerini bir lütuf gibi sunan ve oy malzemesi yapan, muhafazakar diktatörler partisine kaybetmekten dolayı suçluluk ve pişmanlık duyuyorum.
Gezi parkı eylemine gittiğim bir akşam; Antikapitalist Müslümanlar gurubuyla karşılaştım ve  tuhaf bir mahcubiyet hissettim. Gurubun içindeki türbanlı arkadaşlar, benim de peşine düştüğüm hak ve özgürlükler için sloganlar atıyorlardı. Halbuki ben onların din ve inanç özgürlükleri için hiç bir eylemde bulunmamıştım.
Son günlerde yaşadığımız başkaldırı, ‘’diğerleri’’ olarak gördüğümüz AKP tabanına karşı öfke ve nefret tohumları atmasın. Politik sorgulamalarımızı yaparken, kendimizi de hesaba çekelim. O % 50’nin %50 olmasında hiç mi katkımız yok?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme